Sen, gönlümün ker-sevdası,

Yoksun diye mi küstü bana tüm tebessümler ?

Yoksun diye mi iyileşmeyen bu hastalıklar?

Sustukça konuşmayı unutmuş,

Adına rastladıkça anılarda boğulmuş,

Hatta ölmüş olma ihtimalim bile var…

Sen, alnımın kara yazısı,

Her bakışında bir gidişi anlatmış,

Her gülüşünle bana veda etmişsin de

Hiç bir yere koyamamışsın meğerse gönlünde beni,

Sadece başını alıp gittiğini sanıyorsun belki ama,

Beraberinde götürmüşsün gururu, hatta mutluluğu,

Şimdi beni ortasında bıraktığın karanlığın öğrettiklerine bakılırsa,

Masallarda anlatılanlara benzemiyormuş oysa her sevdanın sonu…

Seni kazanayım derken, kendimi kaybetmişim,

Kara kabuslara, hatta içimdeki feryatlara bile kulak vermeyip, susmuşum,

Sen de sustuklarımı duymazdan gelip, yakıverdin solumu,

Olacağına varırmış her şey, demek ki senin olacağın yoktu…

Ve sen, yüreğimin kabuk bağlamayan yarası,

Yaşayacak yıllarım olmak yerine, çekilecek derdim oldun,

Hatta canıma okudun da,

Bir türlü beceremedin gitmeyi solumdan,

Bu yüzden ben, varlığının vurgunuyum hep, belki de yokluğunun,

Şimdi müsaadenle yorgunluğum,

Artık özgürlüğünü istiyorum tutsak ruhumun…

                                                                Piraye…